ABDOMEN: Karin,batin.
ABORTUS: Çocuk düsürme,düsük.
ABSANS: Kisa süreli suur kaybi.
ABSE: Çevre dokulardan kese tarzinda doku ile sinirli içerisi cerahat ile dolu
olusum.
ABSORBSIYON: Emilme, örn.sindirim, gidalarin barsaklarda absorbsiyonudur
denilebilir.
ADRENALIN: Böbreküstü bezlerinin iç kisimlari tarafindan salgilanan bir
hormondur. Tabiatta bu hormonun görevi, organizmayi acil harekete hazirlamaktir
ve etkisini, nabzin atisi, kanin iç organlar ve deriden kaslara sevk edilmesi,
karacigerdeki glikojenin glikoza degismesi ve böylelikle acil bir enerji kaynagi
saglanmasi seklinde gösterir.
AFAKI: Gözde, lensin olmamasi.
AFAZI: Beyindeki ilgili alanlarin tahribi sonucu, konusma veya konusulani anlama
yeteneginin kaybi. Disfazi, ayni durumun daha hafif bir formudur.
AFRODIZYAK: Cinsi arzuyu artirici maddeler, ilaçlara verilen isim.
AFONI: Ses kaybi. Kismi veya tam olabilir. Afoni sebepleri, genellikle konusma
kaslarini kontrol eden sinirlerin hastaligi veya zedelenmesi, bogaz, girtlak
hastaliklari veya nörozdur. Histerik afoninin nedeni, suuralti, hiç konusamamak
veya özel bir durumda konusmamamk arzusudur.
AGLÜTINASYON: Sivi bir süspansiyonda, ufak cisimciklerin bir araya gelip
birbirlerine yapismasidir.
AGORAFOBI: Genis, açik bir sahada yalniz kalinca hissedilen, kontrol edilemeyen
bir korkudur.
AJITASYON: Kisinin etrafa saldirganligi, asiri aktivitesi ile karakterize durum.
AJITE: Rahatsiz, huzursuz, taskinlik yapan.
AKNE: Yüz, omuzlar, sirt ve gögüsteki yag bezleriyle ilgili kronik bir deri
hastaligidir. En çok 14-20 yaslar arasinda görülür ve bu hastaligin tipik
belirtileri olan siyah noktalar, sivilceler, gençlerin bu en hassas devirlerinde
genellikle psikolojik rahatsizliklara yol açar. Yag bezlerinin kanalinda bir
tikaç olusur ve bu tikacin basi sertlesip siyahlasir. Bazen, kanal tikali oldugu
halde, bez yag salgilamaya devam eder ve böylece içi yag dolu bir kist olusur.
Siyah noktalara tipta komedon adi verilir. Bkz
AKONDROPLAZI: Tedavisi olmayan, sebebi bilinmeyen kalitsal bir cücelik tipidir.
Gövde normal büyüklüte olup, kol ve bacaklar anormal derecede kisa ve bas
normalden büyüktür.
AKKOMODASYON: Gözün optik sisteminin çesitli uzakliklara uyum yaparak net
görmenin saglanmasi.
AKROMEGALI: Beyin tabaninda bulunan hipofiz bezinin ön bölümünün asiri
çalismasina bagli bir durumdur. Büyüme tamamlanmadan, kemiklerin uzamasi sona
ermeden erken çaglarda bas gösterirse jigantism adi verilen dev görünüm olusur.
Bozukluk büyüme çaginin bitiminden sonra bas gösterirse, el ve ayaklarin
genislemesi, çene ve burnun büyümesi ve sesin kalinlastigi görülür.
AKUSTIK SINIR: Isitme siniri.
AMBLIYOPI: Gözde belirli bir bozukluk olmaksizin olusan görme tembelligi.
AMNEZI: Hafizanin kismen veya tamamen kaybolmasi.
ANALJEZIK: Agri kesici.
ANEMI: Kisaca, halk arasinda kansizlik olarak bilinen anemi, alyuvarlarin sayi
olarak az olmasi ve alyuvarlarin içerisinde bulunan hemoglobin adi verilen
maddenin miktarinin azligidir.
ANEMIK: Kan degerleri düsük olan, yani kan sayiminda eritrosit sayilari ve
hemoglobin miktari düsük olan kisi.
ANERJI: Özel bir antijene cevap verilmemesi hali. Organizmanin savunma
yeteneginin kaybolmasi.
ANESTEZI: Doktorlar, ameliyat sirasinda agri duymamasi için, ameliyattan önce
hastaya bir igne yapar ya da solunum yoluyla bir gaz verirler. Hastanin
bilincini yitirerek uykuya geçmesine narkoz, böylece vücudundaki agrilari
duyamayacak duruma gelmesine anestezi, bu duyu yitimine yol açan maddelere de
anestezik denir.
ANKSIETE: Iç sikintisi, iç daralmasi.
ANOSMI: Koku alamama, nezle grip gibi enfeksiyonlarda olabildigi gibi koku
siniri ile ilgili beyin bölgesindeki patolojilerde de görülebilir.
ANOREKSI: Anorexia Nervosa, özellikle genç kadinlarda görülebilen, yemek
yememek, çok az uyumak, buna ragmen çok aktif olmakla beliren psikolojik bir
bozukluktur. Bu durum genellikle kisinin çok sismanladigi kanisi ile mübalagali
bir sekilde rejim uygulamasi ile baslar, önceleri kontrol edilebilen istah bir
süre sonra hakikaten yok olur ve zayiflama normal ölçüleri asar.
ANSEFALIT: Beyin iltihabi.
ANTIENFLAMATUAR: Iltihabi reaksiyonu önleyen madde, ilaç...
ANTISEPTIK: Mikroplari, yani insan, hayvan ve bitkilerin dokularina yerleserek
hastaliga yol açan bakteri, virüs, mantar gibi tek hücreli asalak canlilari yok
etmek saglikli yasamin temel kosullarindan biridir. Antiseptik, antibiyotik ve
dezenfektan gibi degisik adlarla anilan birçok madde bu amaçla gelistirilmistir.
Ama genel olarak "mikrop" öldürücüler denen bütün bu maddelerin bazi özellikleri
ve kullanimlari farklidir.
ANTISEPTIKLER NASIL ETKI YAPAR?: Kimyasal antiseptiklerin mikroplar üzerinde
nasil etkili olduklari tam olarak açiklanamamistir. Bu maddeler dogrudan dogruya
mikrop hücresine girerek yasamsal islevlerini engelleyebilecegi gibi, mikrop
hücresinin dis zarini eriterek de yikici etki gösterebilir. Ne var ki birçok
antiseptik normal hücreler üzerinde de ayn etkiyi yapar. Bu yüzden bu maddelerin
dikkatli kullanilmasi gerekir. Bazi antiseptikler agizdan alindiginda ya da
vücuda siringa edildiginde agir sonuçlara, hatta ölüme yol açabilir.
ANTISPAZMODIK: Spazm çözücü, daha çok iç organlardaki düz kaslarin kasilmalarini
çözen ilaç grubuna verilen isim.
ANTISTATIK: Statik elektrik birikimini önleyen madde.
ANTITOKSIK: Toksin giderici.
ANTITÜSSIF: Öksürük giderici.
ANTIVIRAL: Virüslara etkili, viruslarin zararli etkilerini önleyen.
ANÜLER: Halka seklinde.
ANÜRI: Idrar çikaramama.
ANÜS: Makat, sindirim kanalinin bitis kismi.
AORTA: Kalpten çikan, vücudun en büyük damari, kalpten çiktiktan sonraki kavisli
bölümüne arcus aorta, gögüs kafesi içersinde seyreden kismina torasik aorta ve
karin içersinde seyreden bölümüne de abdominal aorta denir.
AORTIK ANEVRIZMA: Aort damarinin her hangi bir bölümünde görülen genisleme.
APANDISIT: Kör barsak (apendiks) iltihabi.
APATI: Çevre ile anormal derecede ilgisizlik, duygusuzluk, kayitsizlik.
APEKS: Uç, tepe, zirve.
APIROJEN: Ates yükselmesine neden olan herhangi bir madde tasimayan.
APNE: Solunumun geçici bir zaman içinde durmasi.
APOPLEKSI: Felç, inme.
ARAKNOIT: Beynin üzerinin örten ince zar.
ASETABULUM: Uyluk kemiginin basinin, kalça kemigi ile eklem yaptigi çukurluk
ASETILSALISILIK ASIT: Yaygin olarak kullanilan ve bilinen aspirinin kimyasal
adi.
ASIDOZ: Organizmanin asit baz dengesinde asit istikametinde bozulma sonucu
ortaya çikan entoksikasyon tablosu.
ASO: "Antistreptolizin O" için kullanilan kisaltma. Streptolizin, "Hemolitik
Streptokok" adi verilen bakterilerin salgiladigi toksinin adidir. Bu toksinin
varligini tespit için yapilan tetkike de kisaca ASO adi verilir. ASO, romatizma
gibi bazi Hemolitik Streptokok enfeksiyonlarinda yükselir bu açidan teshis te
ASO degerleri önem tasir.
ASTHMA: Astim. Bkz. Detayli Bilgi
ASIL TENDONU: Baldir arka kismindaki kas grubunun, topuk kemigine birlesmesini
ve ayagin asagi yukari hareketini saglayan yapi(kiris).
ATROPIN: Belladonna (Güzel Avrat Otu) adli bitkiden elde edilen bir alkaloiddir.
Tipta çok degisik kullanim alanlari vardir. Örnegin, göz dibinin muayenesinde,
göz bebeginin genisletilmesi için, ayrica anesteziden önce üst solunum
yollarinda salgilarin azaltilmasi için kullanilir.
BAĞIŞIKLIK: Belirli bir mikroorganizmaya karşı vücudun direncidir. Aktif ve
pasif olmak üzere iki tip bağışıklık (immünite) vardır. Aktif immünite,
hastalığın, çok hafif de olsa, bizzat geçirilmesiyle oluşur. Hastalığa neden
olan organizmalar, vücutta antikor reaksiyonları uyandırırlar ve bu
reaksiyonlar, bazı vakalarda, hayat boyu devam eder. Pasif immünite ise, antikor
reaksiyonu uyandırıcak nitelikte, fakat kuvveti azaltılmış veya değiştirilmiş
olan mikropların vücuda aşılanmasıyla oluşur.
BAKTERİ: Tek hücreli mikroorganizmalardır. Bunlar, mantarlardan küçük, fakat
virüslerden büyüktürler. Bazıları hastalık yapıcı, bazıları zararsızdır; bazı
bakteriler ise, faydalıdırlar
BAKTERİEMİ: Bakterilerin veya bakteri toksinlerinin kana geçmesiyle oluşan ateş,
titreme ile seyreden klinik tablonun adıdır. Eş anlamlı olarak septisemi de
kullanılır.
BALLİSMUS: Kol ve bacakların, istemsiz, şiddetli, atıcı hareketleridir. Bu
durum, gövdenin yarısında görüldüğü takdirde, "hemiballismus" adını alır.
BANDAJ: Yara sarmaya veya yaraları kapatan gazları ve tespit edici tahtaları
yerinde tutmaya yarayan kumaş parçasıdır.
BAZAL METABOLİZMA: Vücut yüzeyi birimine göre hesap edilen, istirahat anında
sarf edilen enerji miktarıdır.Vücut yüzeyi şahsın, boyu ve kilosundan hesap
edilir.Troid bezinin fazla çalışmasında, bazal metabolizma yükselir.
BATIN: Gövdenin, göğüs ve pelvis bölgeleri arasındaki kısmıdır. Göğüsten, bir
kas bölme teşkil eden diafragma ile ayrılmış olan batının, alt kısmında pelvis
boşluğu ile devamlılığı vardır.
BELL PARALİZİ: Yüz siniri felcidir.
BENCE-JONES PROTEİNİ: Myelomatosis gibi kemik iliğini ilgilendiren
hastalıklarda, idrarla çıkartılan bir cins protein.
BERİBERİ: B vitamini noksanlığında meydana gelen ağır bir polinevrit.
BİKONKAV: Her iki yüzeyide konkav, iç bükey veya oyuk olan.
BİFİD: İki bölüme ayrılmış durumda olan, çatallı, yarık.
BİFURKASYON: İki dala ayrılma yeri.
BİLATERAL: Her iki tarafa ait olan, iki taraflı.
BİLÜRİBİN: Hemoglobinin yıkılmasından açığa çıkan kırmızı boya.
BİLÜRİBİNEMİ: Kanda bilüribinin artması.
BİOPSİ: Canlı bir dokudan muayene edilmek üzere küçük bir parça alınması.
BİSEKSÜEL: İki cinsiyetli, hem erkek hem dişi.
BİLEFARİT: Göz kapaklarının, özellikle kenar bölümlerinin iltihabı.
BONE: Kemik.
BOTULİSMUS: Basillus Botulismus toksinleri ile meydana gelen zehirlenme.
BRAKİYALJİ: Kol ağrısı.
BRADİKARDİ: Kalbin dakikadaki atım sayısının azalması.
BRONCHİOLİTİS: Solunum sisteminin en küçük fonksiyonel üniteleri olan
bronşiollerin iltihabına denir.
BÜLLÖZ: Büllerden oluşan lezyon.
CAISSON HASTALIĞI: Vurgun. Dalgıçlarda ve çok yükselen havacılarda atmosfer
basıncının ani değişimlerine bağlı olarak meydana gelir.
CALCANEUS: Topuk kemiği.
CANDIDA: Bir mantar çeşidi.
CERAHAT: Alyuvarlar, bakteri ve yıkılmış doku kalıntıları gibi iltihap
ürünlerini kapsayan doku sıvısıdır.
CERRAHİ: Tıbbın en eski dallarından biridir. İlaçla ya da başka tedavi
yöntemleriyle iyileştirilemeyen hastalıkların, yaralanmaların, vücuttaki yapı
bozukluklarının ameliyatla onarılmasına ya da hastalıklı organı kesip çıkararak
iyileştirilmesine dayanır.
CERUMEN: Kulak kiri. İnsan kulağında normal olarak bulunan balmumu kıvamındaki
salgıdır. Bu salgının fazlalığı, kulak tıkanması ve geçici sağırlığa yol açar.
CESTODIASIS: Yassı solucan enfeksiyonudur.
CLAVİCULA: Köprücük kemiği.
COR: Kalp.
COXAE: Kalça kemiği.
ÇEKUM (Caecum): İncebarsakla kalınbarsağın birleştiği yerdeki kesedir. Bu
bölgede, iltihaplanma, ülserasyon veya kanser görülebilir.
ÇIBAN: Çıbanlar, derideki ter bezleri veya kıl keselerinin enfeksiyonlarıdır.
ÇİÇEK: Akut, enfeksiyöz bir hastalıktır. Her yaşta ve her cinsten kişiler bu
hastalığa yakalanabilir. İki tipi vardır
ÇİL: Deride, güneşe maruz kalma sonucu beliren, ufak lekelerdir. Bunlar, daha
fazla, lokalize güneş yanıklarına benzetilebilir ve ekseriyetle sarışın veya
kızıl saçlılarda görülen melanin pigmenti birikimidir.
DAKRİYOADENİT: Gözyaşı bezi iltihabı.
DAKRİYOSİSTİT: Gözyaşı kesesi iltihabı.
DAKRİYOSİSTEKTOMİ: Gözyaşı kesesinin ameliyatla çıkartılması.
DAKRİYOSİSTOGRAFİ: Kontrast madde verilerek gözyaşı kesesi ve kanalının
radyolojik olarak incelenmesi.
DAKRİYOSİSTORİNOSTOMİ: Gözyaşı kanalının tıkalı olduğu durumlarda uygulanan,
kesenin burun boşluğuna diranajını sağlayan ameliyat.
DAKRİYOLİT: Gözyaşı taşı.
DALTONİZM: Renk körlüğü.
DEBİLİTE: Zeka geriliği.
DEFEKASYON: Dışkının dışarı atılması.
DEFEKT: Eksiklik, kusur.
DEFİBRİLATÖR: Kalbin normal dışı hızlı atımını durdurarak tekrar normal kalp
ritmine dönmesini sağlayan araç.
DEFLORASYON: Kızlık zarının yırtılması.
DEFORMİTE: Şekil bozukluğu.
DEFORMASYON: Şeklini bozma.
DEKÜBİTİS: Yatalak olanlarda hareketsizlik sonucu sırtta ve kalçalarda açılan
yaralar.
DEKOMPRESYON: Baskı yapan gücün veya baskının kaldırılması.
DEKONJESSAN: Konjesyonu (şişme) azaltan, dekonjessif.
DELİRİUM: Zehirlenmeler, ateşli hastalıklar, epilepsi, histeri ve akıl
hastalıklarında görülebilen, titreme, hallüsinasyonlar ve saldırganlıkla
birlikte bilincin kaybolması tablosuna verilen isim.
DEMANS: Bunama, muhtelif formları vardır.Senil Demans, Presenil Demans, Toxic
Demans.
DEMONSTRASYON: Göstererek öğretme.
DEJENERASYON: Dokuların normal yapılarının bozulup normal fonksiyonlarını
yapamıyacak hale gelmeleri.
DEMORALİZASYON: Moral çöküntü.
DEMİYELİNİZASYON: Sinir liflerinin etrafını saran myelin tabakasının kaybı.
DANSİMETRE: Yoğunluk ölçen cihaz.
DEONTOLOJİ: Aynı meslek grubunda olan insanların birbirleri ile olan
ilişkilerinde uyulması öngörülen ahlaki, moral değerler.
DEPİLASYON: Kılların çıkartılması işlemi.
DEPRESYON: Ruhsal ve bedensel çöküntü, isteksizlik.
DERMABRAZYON: Deri üzerindeki benler veya yara izlerini ortadan kaldırma amacı
ile yapılan kazıma işlemi.
DERMATİT: Cildin iltihabi durumu.
DERMATOLOJİ: Cildiye, cilt hastalıklarını inceleyen bilim dalı.
DÜŞÜK: Fetusun, gebeliğin 28. haftasından önce ölümü, ve rahmin dışa
atılmasıdır.
EDEMA: Ödem, vücudun her hangi bir yerinde hücre dışında anormal su birikmesi.
E.E.G: Elektroansefalografi kelimesi için kullanılan kısaltma.
EFFEKT: Tesir, etki.
EFFEKTİF: Etkili, tesirli.
EFERVESAN: Suya atıldığı zaman küçük gaz kabarcıkları çıkartarak köpüren,
eriyen.
EFFÜZYON: Vücut boşluklarında veya doku içerisinde sıvı birikmesi. "Plevral
effüzyon" iki plevra yaprağı arasında sıvı birikmesidir.
E.K.G: Elektrokardiogram kelimesi için kullanılan kısaltma.
EKİNOKOK: Köpek ve kurtlar, nadiren kedilerde bulunan bir parazit olup larvaları
memeli canlılarda büyüyerek hidatik kistleri yaparlar.
EKLAMPSİ: İlerlemiş gebeliklerde veya doğumdan hemen sonra yüksek kan basıncı,
ödem ve idrarda protein yükselmesi ile karekterize nöbetler ve önlem alınmazsa
bilincin kaybolması hali.
EKO: Yankı.
EKOKARDİYOGRFİ: Kalp, damar sisteminin teşhisinde kullanılan ultrasonik bir
yöntem.
EKOKARDİYOGRAM: Ekokardiyografi yoluyla elde edilen çizelge.
EKOENSEFALOGRAM: Beynin ekoensefalografi ile elde edilen çizelgesi.
EKOLALİ: Hastanın kendisine söylenilen sözleri anlamsız şekilde aynen
tekrarlaması.
EKLAMPSİ: Gebelerde plasentadan gelen toksinlerle oluşan bilinç kaybı ve
konvulsiyonlarla birlikte seyreden tablo.
EKSİZYON: Bir dokunun çıkartılıp atılması.
EKTAZİ: Genişleme. Örn. Bronşektazi.
EKTODERM: Derinin en dış tabakası.
EKTOPİ: Her hangi bir organın normal bulunması gereken yerde değilde, vücudun
başka bir yerinde olması hali.
EKTROPİON: Göz kapaklarının serbest kenarlarının dış tarafa kıvrılmaları.
EKZEMA: Deride kızarıklık, şişme, veziküller, kaşıntı gibi belirtilerle görülen
daha çok psikosomatik nedenli cilt rahatsızlığı. Akut ve Kronik diye ayrıldığı
gibi Yaş ve Kuru ekzema cinsleri de vardır.
ELEKTROANSEFALOGRAFİ: Beynin elektriki faaliyetlerinin grafik olarak
gösterilmesi.
ELEKTROKARDİOGRAFİ: Kalp adelesinin faaliyetlerinin grafik olarak gösterilmesi.
ENDOKRİNOLOJİ: İç salgı bezlerinin fonksiyonlarını, normal dışı çalışma sonucu
oluşan hastalıklarını ve bunların tedavilerini inceleyen tıp dalıdır.
ENDOKRİNOLOG: Endokrin sistemin yapı, patolojileri ve tedavisi konusunda uzman
kişi.
ENSEFALON: Beyin.
ENVAZYON: Yayılma, örneğin kafatasındaki bir tümörün beyin dokusuna envazyonu
denince tümörün beyine yayılması kastedilir.
EPİTEL: Organ ve vücut yüzeylerini örten hücre tabakası.
EROZYON: Deri veya mukozada görülen, sınırlı bir bölgede epitel kaybı, yüzeyel
yaralar. Örneğin; Cervical erozyon, halk arasında rahim ağzında yara olarak
bilinir.
FALLOP TÜPLERİ: Her biri yaklaşık 10 ar cm. uzunluğunda, uterusun üst
köşelerinden yumurtalıklara kadar uzanan iki borudur. Tuba uterina veya uterus
tüpleri de denir.
FALKS SEREBRİ: Beynin sağ ve sol yarı kürelerini birbirinden ayıran, orağa
benzediği için bu isim verilen kalın zar.
FAMİLYAL: Irsi, kalıtsal, herediter.
FARİNKS: Yutak.
FASİAL SİNİR: Yüz siniri, yedinci kafa çifti.
FASİAL PARALİZİ: Yüz siniri felci, bu sinirin felcinde yüzün yarısı kısmen
hareketsiz ve ifadesiz kalır. Santral ve Periferik olmak üzere iki türlü olur.
FAT: Yağ.
FATAL: Öldürücü, ölümle sonuçlanan.
FEBRİL: Ateşli, hummalı.
FEKALİT: Barsakta bir kısım dışkının sertleşmesi sonucu oluşan dışkı taşı.
FEÇES: Dışkı.
FEMUR: Uyluk kemiği.
FERMENT: Bazı organların salgılarında bulunup kimyasal değişikliklere etki eden
maddeler.
FERMENTASYON: Mayalanma.
FERRİTİN: Demir elementinin vücutta depo edilen şekli.
FERTİL: Gelişme yeteneği olan, doğurabilen.
FERTİLİTE: Doğurma yeteneği, verimlilik.
FETUS: Üçüncü gebelik ayı başından doğuma kadarki devre içinde ana rahmindeki
canlıya verilen isim.
FİBRİN: Kanın pıhtılaşmasına yarayan albumin cinsinden bir madde.
FİBRİNEMİ: Kanda fibrin bulunması.
FİBRİNÜRİ: İdrarda fidrin çıkması.
FİBROM: İyi huylu bağ dokusu uru.
FİBRO-SARKOM: Bağ dokusunun kötü huylu tümörü.
FİBRÖZ: Lif dokusu
FİBULA: Bacaktaki iki kemikten dış kısımda olanıdır. Üstte Tibia ile eklem yapar
diz eklemi yapısına girmez, altta ise ayak bileği eklemine iştirak eder.
FİLARİA: Omurgalı canlıların kanında ve dokularında yaşayan kıl kurdu cinsi
parazit. Elefantiazis denilen rahatsızlığa neden olur.
FRENİK SİNİR: Nervus Frenicus. Göğüs boşluğu ile karın boşluğunu birbirinden
ayıran diafragmanın sinirine verilen addır.
GALAKTEMİ: Kanda süt bulunması.
GALAKTOSEL: Memede, içi süt dolu kist.
GALAKTORE: Memeden kendiliğinden süt gelmesi.
GALAKTOZ: Süt şekeri.
GALAKTOZÜRİ: Gebelerde idrarla galaktoz çıkması.
GALAKTÜRİ: İdrarın süt görünümünde çıkması.
GANGLİON: Lenf bezi, bazı ufak urlara verilen isim.
GANGREN: Dokunun ölmesidir, ancak halk arasında daha çok bir uzvun vücuda
bağlıyken ölmesi anlaşılır.
GASTRİT: Mide iltihabı.
GASTRODÜODENİT: Mide ve onikiparmak barsağının iltihabı.
GASTROENTERİT: İshalle seyreden mide barsak iltihabı.
GASTROENTEROLOJİ: Mide, barsak hastalıkları bilgisi.
GASTROENTERELOG: Mide, barsak hastalıkları mütehassısı.
GASTROSKOPİ: Hastaya yutturulan bir kamera ile midenin görerek muayene edilmesi.
GASTROİNTESTİNAL: Mide - barsak.
GASTROLİT: Mide taşı.
GASTROMEGALİ: Midenin genişlemesi.
GASTRONOMİ: İyi yemek yeme bilimi.
GASTROPTOZİS: Mide düşüklüğü.
GİARDİA: Tek hücreli organizmalardandır. Esas adı Giardia Lamblialis olup,
sindirim sisteminde yerleşir.
GİARDİASİS: Giardia İntestinalis adlı mikroorgnizmanın sebep olduğu hastalık.
HABİTÜEL: İtiyadi, alışkanlığa bağlı.
HALLÜSİNASYON: Gerçekte olmayan şeyleri algılamak.
HALLUKS: Ayak başparmağı.
HALOTAN: Anestezik bir madde.
HAMARTOM: Yeni oluşmuş kan damarlarında meydana gelen tümör.
HAMARTROZ: Eklem boşluğuna kan dolması.
HAŞİŞ: Esrar, haşhaş.
HEMATOM: Organ içerisinde veya aralarında kan birikmesi.
HEMORAJİ: Kanama.
HEMAGLÜTİNASYON: Kan yuvarlarının aglütinasyonu.
HEMANJİEKTAZİ: Kan damarlarının genişlemesi.
HEMANJİOM: Kan damarlarından dogan urlar.
HEMATEMEZ: Kan kusma.
HEMATOSEL: Testis torbalarında kan birikmesi.
HEMATOLOG: Kan hastalıkları uzmanı.
HEMATOMİYELİ: Omurilikte kanama.
HERPES: Uçuk, içi sıvı dolu vezikül.
HERPES SİMPLEKS: Aynı adı taşıyan virüsün sebep olduğu çeşitli deri ve mukoza
bölgelerinde yaygın, küçük, içi sıvı dolu oluşumlar ile belirgin virütik
enfeksiyon.
HİLUS: Organlarda büyük damar ve sinirlerin, akciğerlerde solunum yollarının
giriş kapısı.
HİPERKROMAZİ: Pigment fazlalığı gösteren.
HİPOFİZ: Beyin tabanında burun arkasının üst kısmına uyan bölgede hormon
salgılayan bir bezdir.
İHTİYOZİS: Cildin pul pul ve kuru oluşu ile kendini gösteren bir hastalık.
İDİOPATİK: Oluşumunda bir sebeb gösterilemeyen.
İKTER: Sarılık.
İKTUS: İnme. darbe.
İDİOT: Doğuştan aptal.
İLEİTİS: İnce barsak iltihabı.
İLEUM: İnce barsağın son bölümü.
İLEUS: Barsak tıkanması.
İLLUZYON: Dışarıdan gelen görsel uyarıların olduklarından faklı algılanması.
İMBESİL: Geri zekalı.
İMİTASYON: Taklit.
İMMATÜR: Tam gelişmemiş.
İMMİNENT: Tehdit eden.
İMMİNENT ABORTUS: Düşük tehdidi altındaki gebelik.
İMMOBİL: Hareketsiz.
İMMÜN: Bağışık,bulaşıcı hastalıktan muaf.
İMMÜNİTE: Bağışıklık,muafiyet.
İMMÜNİZE: Bağışık kılmak.
İMMÜNOLOJİ: Bağışıklığı inceleyen bilim.
İMMÜNOLOG: Bağışıklık uzmanı.
İNFLAMASYON: Çeşitli mikrobik ajanlar veya toksinlerine karşı vücudun göstermiş
olduğu; hararet artması, kızarıklık ile karakterize iltihabi reaksiyon.
İNTERMEDİER: Arada oluşan, meydana gelen.
İNTRAEPİTELİAL: Epital hücreleri içerisinde.
JARGON: Kelimeleri yerinde kullanamama ile karekterize anlamsız ve anlaşılmaz
konuşma.
JEJUNUM: Oniki parmak barsağından sonra gelen ince barsak bölümü.
JEJUNİT: Jejunum iltihabı.
JİGANTİZM: Ergenlik çağından önce oluşan hipofiz bezi tümörlerinde büyüme
olayının kontrolden çıkması sonucu oluşan dev görünüm.
JİNEKOLOJİ: Kadın hastalıkları ile ilgili tıp dalı.
JİNEKOMASTİ: Erkeklerde memenin anormal ölçüde büyümesi.
JİNJİVİT: Diştleri iltihabı.
JOİNT: Eklem.
JUVENİL: Gençliğe ait.
KAKOZMİ: Pis koku.
KALYUM: Potasyum.
KARDİAK: Kalbe ait.
KARİNA: Trakeanın (nefes borusu), sağ ve sol akciğerlere girmeden önce ikiye
ayrıldığı kısıma verilen ad.
KAŞEKSİ: Genel sağlık durumunun bozukluğu ile ilgili ileri derecede zayıflama
hali.
KATABOLİZMA: Maddelerin yüksek terkiplerinin, dokularda yakılarak daha basit
terkipte maddeler meydana gelmesi.
KELOİD: Eski bir kesi veya ameliyat yerinde aşırı nedbe dokusu oluşmasıdır.
KERATİN: Tırnak ve boynuzun ana maddesi.
KERATİNİZASYON: Boynuzlaşma.
KERATİT: Kornea iltihabı.
KERATOMA: Nasır.
KERATOMETRE: Kornea kavislerini ölçmekte kullanılan alet.
KERATOPLASTİ: Matlaşmış korneanın yerine başkasından alınan korneanın konulması
ameliyatı.
KERATOSKOP: Korneayı muayene aleti.
KERNİCTERUS: Yeni doğanın şiddetli ikterinde beynin bazı çekirdeklerinin
bilüribinin etkisiyle toksik degenerasyonudur.Çocukta zeka geriliği ve
spastisite görülebilir.
KETONEMİ: Kanda keton cisimciklerinin bulunması.
KETONÜRİ: Idrarla keton çıkarılması.
KIZAMIK: Salgın yapan virütik bir çocukluk çağı hastalığıdır.
KİFOZ: Omurganın açıklığı öne bakan kanburluğuna verilen ad.
KİST: Etrafı membranla (zar) çevrili içi sıvı dolu oluşumlar. Büyüklükleri
muhtelif olup vücüdun her tarafında oluşabilir.
KİST HİDATİK: Bazı organlarda (daha çok karaciger, akciğer , beyin) ekinokok adı
verilen parazitlerin neden olduğu içi berrak su görünümünde kistler.
KİST SEBASE: Yağ bezlerinin büyümesi sonucu deri altında oluşan kistler.
KLOSTROFOBİ: Kapalı yerlerden sebebsiz yere korkma reaksiyonudur.
KLEPTOMANİ: İhtiyacı olmaksızın patalojik çalma dürtüsüne verilen addır.
KOCH BASİLİ: Tüberküloz basiline, bulanın adına izafeten verilen ad.
KOLESTEROL: Hayvansal ve bitkisel yağların içerisinde bulunan, karaciğer
tarafından sentez edilen bir maddedir. Kanda normalden fazla bulunması halinde,
damar sertliğine neden olur, ve bazanda safra pigmentleri ile birleşerek safra
taşlarının oluşumunda rol oynar.
KORPUS: Gövde.
KÜRTAJ: Küretajın kelime anlamı kazımaktır. Ama burada adı geçen Kürtaj halk
arasında, küçük hamileliklerde rahim içerisindeki ceninin tıbbi müdahele ile
alınması kastedilmektedir. Kürtaj ayrıca teşhis amaçlı da yapılabilir. Yani
rahim iç duvarından kazınarak örnek alınıp incelenmeside kürtaj olarak
adlandırılır.
LABİL: Kararsız, çabuk değişen.
LAKTASYON: Annenin süt verme devresi.
LAKRİMA: Göz yaşı.
LAKÜN: Küçük boşluk, delik.
LAGOFTALMİ: Göz kapaklarındaki bozukluk nedeniyle gözlerin tam kapanmaması hali.
LAPARATOMİ: Teşhis amaçlı veya ameliyat için karın boşluğunun açılması.
LAPAROSKOPİ: Ucunda kamera olan, laparoskop denilen aletle karın boşluğunun
endoskopik incelenmesi.
LARVA: Tırtıl, kurtçuk.
LARENKS: Gırtlak.
LARENJİT: Larenks iltihabı.
LARENGOSKOP: Bogazın muayenesine yarayan aynalı ışıklı alet.
LARENGOSKOPİ: Gırtlağın içinin larengoskop ile muayenesi.
LENFOMA: Başlangıcını lenfoid dokudan almış ur.
LEZYON: Genel anlamda henüz tam olarak niteliği tespit edilmemiş bozukluk.
LİGAMENT: Vücudun muhtelif eklemlerinde, organlarında bulunan bağlara verilen
isimdir.
MAKRO: Büyük.
MAKROSEFALİ: Başın (beynin) normalden büyük olması.
MAGNET: Mıknatıs.
MALABSORBSİYON: Emilimin bozuk oluşu.
MALADİ: Hastalık.
MALASİ: Keyifsizlik, kırıklık.
MALARYA: Sıtma.
MALE: Erkek.
MALFORMASYON: Kusurlu oluş, sakatlık.
MALFONKSİYON: Her hangi bir organın yetersiz veya dengesiz görev yapması.
MALİN: Habis, kötü huylu.
MALLEOL: Ayak ekleminin her iki tarafındaki kemik çıkıntılarına verilen isim.
MALLEUS: Orta kulaktaki çekiç kemik.
MALNUTRİSYON: Sağlık için şart olan, vitamin, mineral, protein ve benzeri
maddelerin yetersiz alınmasından doğan hastalıkları tanımlayan bir terimdir.
MALPRAKTİS: Tıpta yanlış, özensiz tedavi.
MASTEKTOMİ: Ameliyatla memenin alınması.
MAMİLLA: Meme başı.
MAMOGRAFİ: Meme filmi.
MANDİBULA: Alt çene kemiği.
MANİ: Aşırı neşe şeklinde beliren psişik hastalık.
MANİFEST: Aşikar, gizli olmayan.
MARFAN SENDROMU: Sebebi bilinmeyen herediter genetik bir hastalık.
MARİHUANA: Esrar.
MASTEKTOMİ: Memenin her hangi bir rahatsızlık nedeniyle alınmasıdır. Basit
mastektomi sadece meme dokusunun çıkartılmasıdır. Radikal mastektomi ise, kanser
vakalarında baş vurulan memeyle birlikte, memenin altındaki kasların ve koltuk
altındaki lenf bezlerinin de çıkartılmasıdır.
MASTİTİS: Memenin iltihabıdır, emziren annelerde sütün birikmesi nedeniyle veya
meme başındaki çatlak nedeniyle sık rastlanan bir durumdur.
MASTOİDEKTOMİ: Mastoid hücrelerin iltihaplanması nedeniyle mastoid kemiğin
çıkartılması ameliyatıdır.
MASTOİDİT: Kulak arkasında bulunan mastoid kemikteki,mastoid hücrelerinin
iltihabıdır. Genellikle orta kulak iltihaplarını takip eder.
MAZOHİST: İşkenceden zevk alan, işkence tarzı hareketlerden cinsel haz duyan.
MENENJİT: Beyin zarlarının (Meninkslerin) iltihabıdır.
MENOPOZ: Adetten kesilme.
MENSTRUAL: Menstruasyonla ile ilgili, adet görme ile ilgili.
MENSTRUAL SİKLUS: Adet görme dönemleri, iki adet arası.
MENTRUASYON: Adet görme, ay başı. (bayanlarda periodik kanama)
MENTAL RETERDATION: Zeka gelişiminde gerilik.
METASTATİK: Metastaz yapmış lezyona verilen isim. (Başka bir organdan atlamış
tümöral oluşum)
METASTAZ: Herhangi bir organdaki kanser hücrelerinin, vücudun başka bir bölümüne
atlamasıdır.
MİTOZ: Hücre bölünmesi.
MİYOM: Uterus adalesinin iyi huylu tümörüdür.
MUKOZA: Bazı organların iç yüzlerini kaplayan ve salgı üreten doku tabakası.
NARKOANALİZ: Psikanalize yardımcı olmak amacıyla, bir narkotik ilacın
kullanılmasıdır.
NARKOLEPSİ: Önüne geçilemiyecek kadar şiddetli uyuma eğilimi.
NARKOZ: Ameliyat yapmak için duyu, hareket ve bilincin damar yolu veya solunum
yolu ile narkotik madde verilerek uyuşturulmasıdır.
NARKOTİK: Uyutucu, uyuşturucu.
NARSİZM: Kendi kendini sevmek anlamına gelir.Aslında gelişimin normal bir
safhasını teşkil eder,ancak hayatın ileri devrelerinde varlığı anormal sayılır.
NATAL: Doğuşa ait.
NAZAL KEMİK: Burun kemiği.
NAZOFARİNKS: Burnun arka kısmı ile yutağın komşuluk yaptığı bölge.
NATRİUM: Sodyum.
NATUREL: Normal, tabii.
NAUSEA: Mide bulantısı.
NEBULİZER: Sıvıyı püskürterek uygulamaya yarayan alet.
NEONATAL: Yeni doğana ait.
NEOPLAZİ: Patalojik anlamda yeni doku oluşumu.
NÖROLOJİ: Asabiye, sinir hastalıkları.
NÖROŞİRÜRJİ: Beyin cerrahisi.
OBDUKSİYON: Otopsi.
OBEZ: Şişman.
OBEZİTE: Şişmanlık.
OBJE: Görülebilen veya dokunulanilen herhangi bir şey.
OBJEKTİF: Duyulup, görülebilen, idrak edilebilen.
OBLİTERASYON: Vücuttaki boşlukların tıkanması.
OBSERVASYON: Müşahade.
OBSESYON: Daimi endişe,fikri sabit, nöroz.
OBSTRÜKSİYON: Tıkanma, engel.
OBSTETRİ: Doğum bilgisi.
ODİOGRAM: Kulağın işitme gücünün kaydıdır, odiometri cihazı ile ölçülür.
OEDİPUS KOMPLEKSİ: Erkek çocuğun annesine karşı duyduğu bilinçsiz yakınlık
nedeniyle babasını kıskanması ve bununla ilgili ruhsal bozukluklar kompleksine
verilen isimdir.
ODONTOİD: Diş şeklinde.
OFTALMİK: Göze ait.
OFTALMOPLEJİ: Göze ait sinirlerin felci sonucu göz kapağının düşmesi ve gözün
hareket edememesi ile birlikte oluşan tablo.
OFTALMOLOJİ: Göz ve göz hastalıkları ile uğraşan bilim dalı.
OFTALMOSKOP: Göz içi muayenesinde kullanılan bir alet.
OFTALMOSKOPİ: Oftalmoskop ile gözün içinin muayene edilmesi.
OFTALMOLOJİST: Göz hastalıkları uzmanı, göz mütehassısı.
OFTALMOTONOMETRİ: Göz içi basıncın ölçülmesi.
OKKULT: Gizli, kapalı.
OKLUDE: Kapalı, tıkalı.
OKSİPUT: Başın arka kısmı.
OKULOMOTORYUS: Gözü hareket ettiren sinirlerden birisidir.(3.kafa çifti Nervus
Oculomotorius)
OKÜLER: Göze ait.
OLEKRANON: Dirsekteki çıkıntı.
OLFAKTORYUS: Koku siniri.(Nervus Olfactorius)
OLİGÜRİ: İdrarın normalden az çıkartılması
OLİGO: Geri,küçük.
OLİGODENDROGLİOMA: Sinir sistemi destek dokusuna ait, özellikle beyincikte
görülen kötü huylu tümör.
OLİGOSPERMİ: Menide spermatozoidlerin normalden az oluşu.
OMENTUM: Karın içerisinde, barsakları örten oluşum.
ONANİZM: Genital organlar ile oynayarak kendi kendine tatmin.
ONKOLOJİ: Tümöral oluşumlarla ilgili bilim dalı.
OPAK: Donuk, şeffaf olmayan.
OPERABL: Ameliyat edilebilir, ameliyat edilmekle halen bir şansı olan. ( aksi;
inoperabl )
OPERASYON: Cerrahi müdahale, ameliyat.
OPİAT: Afyonlu ilaç, uyuşturucu.
OPİSTOTONUS: Bazı hastalıklarda vücudun ekstansör (gerici ) kaslarının gerilmesi
sonucu gövdenin yay biçimi alarak kasılmış hali. ( Örn. Tetanozda )
OSTEOGENESİS: Kemik oluşumu, kemiklerin gelişimi.
OSTEOGENESİS İMPERFEKTA: Kemiklerin kolayca kırılacak şekilde gevrek oluşu ile
karekterize kalıtsal nitelik gösteren hastalık.
OSTEOJENİK: Kemik yapıcı.
OSTEOİD: Kemik gibi, kemiğimsi.
OSTEOLİZ: Kemiğin çürümesi, nekrozu, erimesi.
OSTEOMALASİ: Kemiklerin yumuşaması ile karekterize bir hastalık.
OSTEOMİYELİT: Kemik iltihabı.
OSTEOFİT: Kemiklerde patalojik olarak oluşan çıkıntı şeklindeki oluşumlar.
OSTEOPLASTİ: Kusurrlu kemiği düzeltme veya sağlam kemikle değiştirme ameliyatı.
OVOBLAST: Yumurtanın geliştiği hücre, yumurta hücresi.
OVOSİT: Olgunlaşma devresinden önceki dişi cinsiyet hücresi.
ÖDEM: Vücutta anormal miktarda su toplanmasıdır.Kalp, damar ve böbrek
hastalıklarının bir belirtisi olabildiği gibi bazı allerjik durumlarda ve beyin
travmalarında ciddi sonuçlar doğurabilir.
ÖDİPUS KOMPLEKSİ: Bkz. ODİPUS KOMPLEKSİ.
ÖSTAKİ BORUSU: Orta kulakla nazofarenksi birleştiren, atmosfer basıncı ile orta
kulak içi basıncı dengeliyen yola verilen isimdir.
ÖSTROJEN: Yumurtalıklardan salgılanan ve insanlarda sekonder cinsel
karakterlerin gelişmesini sağlıyan hormondur.
ÖTENAZİ: Kısaca ölüm hakkı da denilebilir.Tedavisi mümkün olmayan kronik
hastalıklarda, hayattan umudunu kesmiş hastanın ağrısız bir metotla ölümüne izin
verilmesidir.Yasal değildir.
ÖZEFAGUS: Yemek borusuna verilen isimdir, yutak ile mideyi birleştirir.
PAKİMENENJİT: Beynin en dış zarının (dura mater) iltihabıdır.
PANDEMİ: Salgın bir hastalığın kıta düzeyinde çok geniş bir alana yayılmasına
verilen isimdir.
PALİLALİ: Psikolojik bir bozukluk olup, aynı cümle veya kelimenin bir çok defa
tekrarlanmasıdır.
PALYATİF: Hafifletici.
PALPASYON: Elle dokunularak yapılan muayene.
PALPİTASYON: Kalp çarpıntısı.
PALSY: Felç, inme.
PAN: Bütün.
PANARİS: Tırnak yatağı iltihabı, dolama.
PANARTERİT: Bütün arterleri kapsayan iltihabi durum.
PANKARDİT: Kalbin bütün zarlarının iltihabı.
PANKREAS: Karın boşluğunun üst tarafında ve bel omurlarının ön kısmında yerleşik
bir organdır.Salgılarıyla sindirm fonksiyonuna yardımcı olur ve kan şekerini
düzenler.
PANKREATİT: Pankreas iltihabıdır.
PANOFTALMİ: Gözün bütün tabakalarının iltihabı.
PANSİNÜZİT: Bütün yüz sinüslerinin iltihabı.
PAPİLLOM: Meme başı gibi çıkıntılar yapan iyi huylu tümörler.
PAPİLLOKARSİNOM: Kötü huylu papillom.
PAPAVERİN: Opiumdan elde edilen, düz kasların spazmını çözücüetkiye sahip bir
alkaloid.
PAPİLLİT: Görme sinirinin retinaya girdiği yerin(optik papilla)ödemli iltihabı.
PARA: Yanında, yan. Örn. (Para-aortik aortun yanında)
PARAKARDİAK: Kalbin yanında, kalbe komşu.
PARALİTİK: Felç olan, felçli kişi.
PARALİZİ: Felç.
PARAMEDİAN: Orta hattın yanında, orta hatta yakın.
PARAMEDİKAL: Bir dereceye kadar tıpla ilgili, hekimliği kısmen ilgilendiren.
PARANAZAL: Burun boşluğunun yanında, buruna komşu.
PARANKİM: Bir organ yada bezin görev gören dokusudur. Örneğin, karaciğer
parankimi denildiği zaman, karaciğerin bütünü anlaşılır.
PARAOZEFAGEAL: Özefagusun ( yemek borusu ) yanında yer alan.
PARAPLEJİ: Belden aşağı her, iki bacağın tutmaması, felç hali.
PARAPAREZİ: Belden aşağı her iki bacağın kısmi felci, örn. hareket olup,
yardımsız yürüyecek kadar güç olmaması.
PARATİROİD: Tiroid bezi arkasında bulunan dört adet küçük beze verilen isim.
PARATİROİDEKTOMİ: Paratiroidlerin ameliyatla çıkartılması.
PARATRAKEAL: Nefes borusunun yanında yer alan.
PARAVERTEBRAL: Omurganın ( Vertebral Kolon ) yanında yer alan.
PARAZİTEMİ: Kanda parazit bulunması.
PARAZİT: Asalak.
PARASENTEZ: İçinde su veya cerahat toplanmış bir vücut boşluğundaki sıvıyı
çıkarmak için yapılan delme ameliyatı.
PARENKİM: Organın kendine özel doku yapısı.
PARENTERAL: İlaç veya serumların ağız yolu ile değil damar yolu, adele içi gibi
yollarla verilmesi.
PARESTEZİ: Uyuşma, karıncalanma veya yanma hissi gibi duyusal bozukluklar.
PARİETAL KEMİK: Kafatasının her iki yan tarafındaki kemiklere verilen isim.
PAROKSİSMAL: Ani ve geçici krizler halinde gelen.
PARSİYEL: Bütününü kapsamayan, tam olmayan, kısmi.
PARTİKÜL: Parçacık, zerre.
PARTUS: Doğum.
PAROTİS BEZİ: Kulak altı tükrük bezi.
PAROTİTİS: Kabakulak.
PATELLA: Diz kapağı kemiği.
PATOJEN: Hastalık yapan madde veya mikroorganizmalar.
PATOGENEZ: Hastalığın esas ve gelişimi.
PATOGNOMONİK: Bir hastalık için çok özel belirti, bu varsa mutlaka o hastalık
akla gelmelidir gibi.
PATOLOJİK: Normal olmayan, hastalıklı.
PATOLOG: Hastalık nedeni ile dokularda meydana gelen değişimleri inceleyen
bilimle uğraşan kişi.
PEDİATRİ: Çocuk hastalıkları ile uğraşan tıp dalı.
PEDİATRİST: Çocuk hastalıkları uzmanı.
PELVİS: Leğen kemiği.
PENİS: Erkek cinsel organı.
PERİTON: Karın içi organları çepeçevre saran, karın boşluğunun iç yüzünü örten
zardır.
PERİTONİT: Peritonun iltihabıdır.
PERORAL: Ağız yolu ile.
PETEŞİ: Ciltte nokta biçiminde kanamalar. (Damar dışına kan çıkması)
PHENOTYPE: Kişinin kalıtsal yapısının dışa akseden görünümü, aynı tür fertlerini
belirleyen, gözle görülebilen özelliklerin tümü.
PLAK: Plak, dermatologlar için açık bir anlamı olan ancak başkaları tarafından
genellikle anlaşılmayan bir terimdir. Yüksekliğine oranla kapladığı alan
geniştir ve keskin bir kenarı vardır. Plaklar en sık sedef hastalığında
(psöriasis) görülür. Bkz. Resim - Plak
PLEVRA: Akciğerleri ve göğüs kafesinin iç yüzünü örten zar.
PLEVRAL: Plevraya ait.
PLÖREZİ: Plevra iltihabı. Akciğerin üzerini örten plevra ile göğüs duvarını
örten iki plevra yaprağı arasında sıvı birikmesi.
PLÖRİT: Plevranın, sıvı birikmeksizin kuru iltihabı.
POLİKİSTİK: Bazı organlarda çok sayıda içi sıvı ile dolu oluşumlara verilen
addır. Polikistik böbrek, polikistik meme gibi.
POLİP: Organların ve vücut boşluklarının iç yüzünü kapsayan mukoza adı verilen
tabakadan menşeini almış, saplı iyi huylu küçük ur.
PROSTAT: Erkeklerde mesanenin altında ve idar yolunun başlangıcında bulunan
genital sisteme ait bir bez.
PROSTATİT: Prostat iltihabı.
PSORIASIS: Halk arasında sedef hastalığı olarak bilinir. Sık rastlanan,
özellikle diz ve dirseklerde ve vücudun diğer bölgelerinde rastlanan simetrik,
kırmızı, kabuklanma ve pullanma gösteren bir cilt hastalığıdır. Sebebi
bilinmemektedir. Bkz Resim
PULMONER: Akciğer veya akciğerlerle ilgili.
PULMONER ARTER: Akciğerin büyük besleyici arteri.
PÜSTÜL: Ciltte, içerisinde cerahat bulunan kabarık lezyonlardır.
RABİES: Kuduz.
RADİUS: Ön kolun dış tarafında (baş parmak tarafında) bulunan kemiktir.
RADİKAL: Sebebe yönelik, köklü.
RADİKÜL: İnce dal, küçük kök.
RADİKÜLİT: Omurilikten çıkan sinirlerin (spinal sinir) kök iltihabıdır.
RADİKÜLOPATİ: Spinal sinir köklerini tutan herhangi bir hastalık.
RADYOAKTİF: Radyasyon yayan özelliğe sahip.
RADYODERMATİT: Işına maruz kalmış ciltte meydana gelen dermatit.
RADYOLOJİ: Genel anlamda X ışınları,ses dalgaları veya diger yöntemleri
kullanarak teşhis hizmetleri veren tıp dalıdır.
RADYOTERAPİ: Işınlama kullanılarak yapılan tedavi yöntemi.
RAHİM: Uterus, döl yatağı.
RAŞİTİZM: D vitamini eksikliğinin neden olduğu, çocuklarda görülen bir
hastalıktır.Kemik teşekkülünün tam olmaması nedeniyle tedavisi geciktirilmiş,
ihmal edilmiş vakalarda uzun kemiklerde deformiteler teşekkül eder.
REFRAKSİYON: Kırılma.
REFRAKTOMETRE: Görme bozuklukluklarını ölçen cihaz.
REJENERASYON: Harap olmuş bir dokunun kendini yenilemesi, tamiri.
REJİONAL: Bir bölgeye ait.
REGRESYON: Bir hastalık belirtisinin gerilemesi, şiddetinin azalması.
REGURJİTASYON: Yenilen yiyecek ve içeceklerin, kusma olmaksızın ağıza geri
gelmesi.
REHABİLİTASYON: Fiziki hareket kusurlarını düzeltme, yeniden kazandırma.
RELAKSİN: Gebelik esnasında meydana gelen ve doğum işlevinde gevşetici rol
oynayan hormon.
REMİSYON: Hastalık belirtilerinin sönmesi.
RENAL: Böbrekle ilgili.
RENAL ARTER: Böbrek arteri.
REPRODUKTİF : Çoğalabilen.
RESPİRASYON: Solunum, nefes almak.
RESPİRATUVAR SİSTEM: Solunum sistemi.
RETANSİYON: Birikme, toplanıp kalma. ( Örn. İdrar retansiyonu;idrar tutulması,
idrar yapamama.)
RETİKÜLER: Ağ gibi, ağ biçiminde.
RETİNA: Gözün en iç tabakası, ağ tabaka.
RETİNİT: Retina iltihabı.
RETROBULBER: Göz küresinin arka kısmı.
RETROBULBER NÖRİT: Görme sinirinin, gözün arka kısmındaki bölümünün ani görme
kaybı ile karekterize iltihabi durumu.
RETROGRESSİV: Gerileyen.
RETROPERİTONEAL: Periton zarının arkasında.
RETROVERSİ: Bir organın normal konumda değil arkaya doğru eğik durumda olması.
REVASKÜLARİZASYON: Yeniden damarlanma.
REYNAUD: Sebebi bilinmeyen, daha çok orta yaşlı kadınlarda rastlanan bir
rahatsızlık olup, özellikle soğuğa maruz kalınca parmaklarda morarma ve
hissizleşme ile karakterize bir damar rahatsızlığıdır.
REZEKSİYON: Bir organ veya vücut kısmının bir bölümünün veya tamamının
çıkartılması.
REZİDÜ: Artık, bakiye.
REZİDÜEL: Kalan, artan. ( Örn. Rezidüel İdrar; İdrar yapıldıktan sonra
çıkartılamıyarak geride kalan idrar.)
REZİSTAN: Mukavim, dirençli.
REZİSTANS: Direnç, mukavemet.
REZORBSİYON: Emilme.
SAFRA: Karaciger tarafından salgılanan, yeşilimsi kahverengi bir sıvıdır.Safra,
kısmen yağ sindirimine yarayan bir salgı, kısmende eskimiş alyuvarların tahrip
olmaları sonucu oluşmuş bir atılma ürünüdür.
SAFRA KESESİ: Karaciğerden salgılanan safranın toplandığı, karacigerin alt
kısmında bulunan torba şeklinde bir organ-dır.Kesenin görevi, safrayı depolayıp,
yoğunlaştırmak, ve gerekli aralıklarla oniki parmak barsağına safra
salgılamaktır.
SAK: Kese, torba.
SAKKÜLER: Keseye benzer, torba gibi.
SAKRUM: Kuyruk sokumu.
SAKRALİZASYON: Beşinci bel omuru ile kuyruk sokumu kemiğinin birleşik olmasına
verilen isim.Yapısal bir farklılıktır.
SAKROİLİAK EKLEM: Sakrumla kalça kemiğinin, sağda ve solda yapmış olduğu eklem.
SADİZM: Başkalarına acı vermekten cinsel haz duyma.
SADİST: Başkasına işkence etmekten zevk alan kişi.
SAGİTTAL: Vücudu sol, sağ şeklinde ortadan ayıran düzlem.
SALİSİLİK ASİT: Ateş düşürücü etkisi olan ve aspirin yapımında kullanılan bir
madde.
SALMONELLA: Bir bakteri türü.
SALPİNKS: Tuba uterina, rahimle yumurtalıklar arasındaki geçişi sağlayan, sağlı
sollu iki tarafta bulunan tüpler.Tüplerin tıkalı olması kısırlığa neden olur.
SALPENJİT: Tuba uterinaların iltihabı.
SEDASYON: Hastanın sakinleştirilmesi.
SİMPLEKS: Tek maddeden oluşmuş, basit, sade.
SİNÜZİT: Sinüs adı verilen yüzdeki kemik boşlukların iç yüzünü kaplayan mukoza
iltihabına ve boşlukta cerahat toplanmasına sinüzit adı verilir. Bkz. Detaylı
Bilgi
SİROZ: Bir organda sertleşme ve nedbeleşme ile karakterize fibröz doku oluşumuna
verilen isimdir. Ancak bu terim hemen her zaman karaciğerin görevini
yapamamasıyla ilgili, kronik karaciğer iltihabı için kullanılır.
SİTOLOJİ: Hücre bilimi.
SKOLYOZ: Omurganın sağ veya sola doğru eğrilikleri ile karakterize şekil
bozukluğu.
SKOLİOSİS: Omurganın sağ veya sola doğru eğrilikleri ile karakterize şekil
bozukluğu.
STERNUM: İman kemiği.
SUBKARİNAL: Karinanın altında. (Karina
SUBPLEVRAL: Akciğer zarının altında.
SÜT BEZESİ: Meme dokusu içerisindeki süt üreten bezler.
TABES DORSALİS: Sfilizin ilerlemiş döneminde sinir sistemi tutulumuna bağlı
olarak dengesizlik, yürüme güçlüğü görme bozuklukları ile seyreden tabloya
verilen isimdir.
TALAMUS: Orta beyindeki bir cekirdek grubuna verilen addır.
TALASEMİ: Kalıtsal bir kan hastalığıdır.akdeniz kıyılarında yaşayanlarda daha
sık görülür.
TAKİPNE: Çok hızlı solunum.
TARTAR: Diş taşı.
TELENJEKTAZİ: Deride veya mukozalarda kırmızı lekeler şeklinde görülen kılcal,
arteriol ve venüllerin genişlemesinden oluşan lezyonlar.
TELEKARDİOFON: Kalp seslerini hastadan uzakta dinleten alet.
TELEPATİ: Beş duyu işe karışmaksızın düşüncelerin, bu duyuların üstünde bir
yolla aktarılması.
TEMPORAL BÖLGE: Şakak bölgesi.
TENDİNİT: Tendon iltihabı.
TENDON: Kasların kemiklere yapışmasını sağlayan yapılar.
TENESMUS: Rektum veya mesanenin iltihaplı durumlarında görülen, ağrılı işeme
veya defekasyon duygusu.
TENYA: Barsak paraziti, şerit, yassı solucan.
TESTOSTERON: Erkek seks hormonuna verilen addır.
TREMOR: İrade dışı titremelere verilen addır. Örneğin, Hipertiroidi (Tiroid
bezinin fazla çalışması) adı verilen rahatsızlıkta ellerde görülen ince
amplitüdlü titremelere tremor adı verildiği gibi, Parkinson da görülen kaba ve
büyük amplitüdlü titremelere de tremor denir.
TROMBOZ: Kan damarlarının pıhtı veya ateron (kolesterol) plakları oluşarak
tıkanmasıdır.
ULCUS: Bkz.ülser
ULNA: Önkolun iki kemiğinden içte (serçe parmağı tarafında)bulunanıdır.
ULTRASOUND: İnsan kulağının duyamıyacağı kadar yüksek frekanslı ses
dalgaları.Ultra-ses.
ULTRASONOGRAFİ: Ultra-ses kullanılarak elde edilen görüntüler.Bir çok hastalığın
ön teşhisinde kullanılan, ancak daha çok karın organları gibi ses dalgalarının
kolayca geçebileceği konumdaki organların tetkikinde etkili bir inceleme
yöntemidir.Şua söz konusu değildir.
ULTRAVİOLE: Dalga boyu 2000-4000 arası olan mor ötesi ışınlar.
UTERUS: Rahim, döl yatağı.
UTERUS BİCORNİS: Uterusun iki boynuzlu olması anlamında bir terimdir.Uterusun
üst kısmının çökük olması nedeniyle her iki uç kısımlarının beligin hal alması
sonucu ortaya çıkan görünümdür.
UVULA: Küçük dil.
ÜLSER: Geniş anlamıyla deri ya da mukoza altı dokuları meydanda bırakan kronik
yaralardır.
ÜLSERATİF KOLİT: Kalın barsakla rektumun, kronik iltihabı ve ülserasyonudur.
ÜREMİ: Kandaki üre oranının normalin üzerinde olması halidir.
ÜRETER: Böbreklerle idrar torbasını birleştiren, idrarın torbaya ulaşımını
sağlayan tüptür.Her iki tarafta birbirinden bağlantısız olarak bulunur.
ÜRETRA: İdrarın dışarıya atılmasını sağlayan ve ıdrar torbasından sonraki idrar
yoluna verilen isim.
ÜRETRİT: Üretranın iltihabıdır.
ÜROLOJİ: Kadın ve erkeklerdeki idrar yolları ve üreme sistemleri ile ilgili
hastalıkları inceleyen bilim dalıdır.Bevliye.
ÜRTİKER: Hassasiyet sonucu ortaya çıkan deri döküntüleri ve kaşıntı ile belirgin
bir durumdur.
ÜRİN: İdrar.
ÜROGENİTAL: Genital ve idrar yolları sistemi ile ilgili.
ÜROGRAFİ: Damardan kontrast madde verilerek böbrekler,idrar torbası ve idrar
yollarının belirli zaman aralıkları ile filmlerinin çekilmesidir.Üriner sistem
hakkında teşhis amaçlı yapılan işlemdir.
VAGOTOMİ: Vagus sinirinin etkisini ortadan kaldırmak amacıyla dallarından
birisinin kesilmesidir.
VAGUS: Nervus Vagus onuncu kafa siniridir, kafatasından çıktıktan sonra mide ,
barsak sisteminin bir kısmına, kalp ve akcigerlere dallar verir.Bu sistemlerin
fonksiyonlarında önemli rol oynayan bir sinirdir.
VAJEN: Kadın cinsel organı.
VAJİNİT: Vajina iltihabı.
VAKSIN: Aşı, Bkz.aşı çeşitleri; attenüe, otojen, BCG, polivalen, sabin, salk.
VARİS: Kirli kan taşıyan damarların, fonksiyonel bozuklukları sonucu ya da kan
akımının önündeki bir engel nedeniyle genişliyerek kıvrımlı bir hal
almasıdır.Yüzeyel olduğu gibi derin venlerde de varis gelişebilir.
VARİKOSEL: Erkeklerde spermatik kordon venlerinin genişlemesi sonucu torbalar
içersinde varis oluşumu.
VASKÜLİT: Damar iltihabı.
VAZODİLATASYON: Damar genişlemesi.
VAZODİLATATÖR: Damar genişletici etkiye sahip ilaç, madde.
VAZOKONSTRÜKSİYON: Damarları büzülmesi, kasılması.
VAZOKONSTRÜKTÖR: Damarları büzen etkiye sahip ilaç, madde.
VAZOSPAZM: Damar kasılması, büzülmesi.
VEJETERYAN: Bitkisel gıdalarla beslenen, etyemez.
VEN: Kirli kanı kalbe taşıyan damarlar.
VERTİGO: Genel anlamda baş dönmesi, hareket duygusu demektir. Ancak tansiyon
düşmesi ile ilgili baş dönmeleri bu kapsamda değildir. Vertigodan kastedilen
labirentit, iç kulak iltihabı, Meniere hastalığı gibi durumlarda olan baş
dönmesi hissi Vertigo diye adlandırılır.
VİTİLİGO: Bir cilt hastalığı olup, vücudun çeşitli bölgelerinde, yer yer renk
(pigment) kaybı ile karakterize, normal bölgelerden keskin sınırlarla ayrılan
beyaz lekeler. Bkz. Resim
YABANCI CİSİMLER: Vücudun belirli bir yerinde, normalde bulunmayan her hangi bir
madde yabancı cisimdir. Bunlara özellikle çocuklarda, barsaklar, kulak ve
burunda rastlanır. Yutulan yabancı cisimler, yemek borusunda takılabilir, ya da
tehlikeli olabilir.Bu nedenle bazen ameliyatla çıkartılmaları gerekebilir.
YAĞ EMBOLİSİ: Büyük kemik kırıklarında görülebilen bir komplikasyondur. Kemik
iliğindeki yağın bir kısmı açığa çıkar ve yağ damlaları kan dolaşımına karışıp
damar tıkanmasına neden olur.
YAĞLI DEJENERASYON: En çok kalp, karaciğer ve böbreklerde görülür. Bu
organlarda, hücreler normal çalışma yeteneklerini kaybederler ve içlerinde yağ
tanecikleri birikir.
YALANCI GEBELİK: Tüm gebelik belirtilerinin olmasına rağmen, uterus boştur. Bu
duruma yalancı gebelik denir. Daha çok psikolojik menşelidir.
Bitkilerin Faydalı Olduğu Bazı Hastalıklar
Ağrılar (Migren) - Egzama Sedef - Çocuk Felci - Kabızlık - Anjin - Kalp Damarlarında Tıkanma - Alerjik Hastalıklar - Kollestrol - Boyun Fıtığı - Epilepsi (sara) - Bel Fıtığı - Kireçlenme - Astım Bronşit - Guatr - Bademcik İltihabı - Mide Ülseri - Boğmaca - Romatizma - Bronşit - Sarılık - Basur (Hemeroid) - Sinüzit - Ülser - Sivilceler - Felç - Şeker Hastalığı (Diabet) - Gastrit - Tansiyon Düşüklüğü - Grip - Böbrek Taşı - Hepatit (Karaciğer İltihapları) - İdrar Yolları İltihabı - Hipertansiyon - Verem (Tüberküloz) - Ağız Kokusu - Altını Islatan Çocuklar - Adet (aybaşı) Sorunu - Prostat - Akciğer İltihabı - Lösemi (all - aml) - Baş Dönmesi - Bel Soğukluğu - AFT (Ağızda Ülser) - Fil Hastalığı - Akdeniz Anemisi - Rahimde İltihap - Kist - Böbrek İltihabı - MS - Barsak Parazitleri - Gut - İshal - Çocuk Olmama (Erkekten Dolayı) - Cinsel Soğukluk - Çocuk Olmaması
Sitemizde Bulunan Baharatlar
| Anason | Çörekotu | Defne |
| Hardal | Hindistancevizi | Karabiber |
| Karanfil | Kekik | Kimyon |
| Kırmızı Pul Biber | Köfte Baharı | Sumak |
| Susam | Tarçın | Tatlı Toz Biber |
| Vanilya | Yenibahar | Zencefil |
En Son Haberler
11.03.2010
Yüksek tansiyona dikkat!
Bugün, 'Dünya Böbrek Günü'. 'Dünya Böbrek Günü', böbrek hastalıkları konusunda kamuoyunda farkındalık yaratmak için kutlanıyor. Türk Nefroloji Derneği verilerine göre, böbrekleri kalıcı olarak bozan hastalıklar...
11.03.2010
Avrupa'da dört milyondan fazla kişi kokain kullanıyor
* Kokain neden tehlikelidir? Sağlık üzerinde ne gibi olumsuz etkileri vardır? H.G./İstanbulKokain, hem uyuşturucu hem de nörolojik özellikleri nedeniyle kullanılmaktadır. Kişi, kendini güçlü hissetmek,...
09.03.2010
Sürekli stres ve halsizliğe teşhis adrenal yorgunluğu
Dünya Sağlık Örgütü, modern hayatın getirdiği sağlık sorunlarını, 21'inci yüzyılın sendromu olan 'adrenal yorgunluğu' olarak tanıdı. Bu hastalığın başlıca belirtileri ise; kronik yorgunluk, sinirlilik...
09.03.2010
Salatayla ilgili beş mit
Form kazanmak ve sağlıklı beslenmek için tercih edilen salatayla ilgili bildiklerinizin ne kadar doğru olduğunu kontrole hazır mısınız? İşte salatayla ilgili mitler...
09.03.2010
Stres kas ağrısı yapıyor
Günümüz insanını derinden etkileyen stres; vücuttaki dengeyi bozarak, bedende genel bir gerilim oluşmasına yol açıyor. Alman Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Hilal Yıldız, stres altındaki...
09.03.2010
Pubis estetiği yaptıranlar arttı!
* Ben 24 yaşında bekar bir kadınım. Benim pubis bölgem çok kabarık ve bu durumdan rahatsız oluyorum. Bu durumun bir çözümü var mıdır? F.R./KırıkkalePubis bölgesi, kadın cinsel organının göbeğin altındaki...
08.03.2010
Babasıyla sık sık konuşsun!
* Eşim sürekli şehir dışında. Oğlumun, babasının eksikliğini hissetmemesi için ne yapmalıyım? N.Ö./İzmirBurada önemli olan, babanın her ne kadar bedenen aileden uzak olsa da, manevi olarak kopmamasıdır....
08.03.2010
Kadınlar daha fazla ağlıyor!
Dünyagöz Eye dergisindeki habere göre, kadınlar erkeklerden çok daha fazla ağlıyor. Yapılan araştırmanın sonucuna göre, ergenlik dönemine kadar erkeklerle kızlar aynı oranda ağlarken, bu dönemden sonra...
07.03.2010
Hormonlarınıza baktırın!
* Bir yıldır eşimle korunmadan ilişkiye giriyoruz ama yine de çocuğumuz olmuyor. Ne yapmalıyım? T.T./İstanbulBir yıl boyunca korunmadan beraberlik yaşamanıza rağmen çocuk sahibi olamadıysanız, kısırlık...
07.03.2010
Ergenlik döneminde günde iki bardak süt için!
Gelişme çağında çocukların yeterli miktarda süt içmesine mutlaka dikkat etmek gerekiyor. Çocukluk ve ergenlik döneminde günde iki bardak süt içmek, sağlıklı gelişim açısından büyük önem taşıyor. Protein,...
05.03.2010
Sağlığınız için suya sabuna dokunun!
Sağlık Bakanlığı, 'Sağlığınız için suya sabuna dokunun, hastalıklardan korunun' adıyla bir kampanya başlattı. Bakanlığın amacı; yılda kişi başı 600 gr'dan fazla sabun kullanmayan halkı, sık sık el yıkamaya...
05.03.2010
Her zaman bakımlı ve sağlıklı eller için 10 öneri
Medical Park Bahçelievler Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Gökhan Okan; soğuk havalarda kuruyan ve egzama riski artan ellerimiz için basit ama etkili bakım tüyoları verdi: 1- Kurutmayan temizleyiciler...
05.03.2010
Hep bakımlı olun
Toksinleri yoğurtla atın Cefiore Frozen Yogurt, yurtdışından özel olarak getirdiği antioksidan özellikli Açaiberry meyvesini donmuş yoğurtla karıştırıyor. Açaiberry'li Cefiore donmuş yoğurt, hem az kalorisiyle...
05.03.2010
Bu bahar ruhunuzu depresyondan ve stresten arındırın
Soğuk ve kasvetli kış günlerinin geride kaldığı şu günlerde baharın canlılığı, yaşamı dört bir yandan kuşatmaya hazırlanıyor. Doktor Mehmet Yavuz, ruhunuzu arındırmanın yöntemlerini anlatıyor
05.03.2010
Egzersiz yapmanın vakti geldi haydi herkes spora!
Daha önce düzenli egzersiz yapmadıysanız yavaş yavaş başlayıp, giderek seviyesini artırabilirsiniz. Egzersize, arabanızı gideceğiniz yerin uzağına park etmekle, asansöre binmek yerine merdivenleri kullanmakla...
05.03.2010
Yemek şeklinizi değiştirin
Sabah kahvaltısı yapın ve öğün atlamayın. Ara öğünlerle günlük öğün sayınızı artırın. Söz gelimi; iki tabak yemek yiyecekseniz tabağın birinin yemek değil, salata tabağı olmasına dikkat edin. n Açık...
05.03.2010
Nemlendirici kreminizi doktorunuz seçsin
Cildinizde gerilme hissi, pul pul soyulmalar, kepeklenme, çatlaklar ve kaşıntı varsa kurumuş olabilir! Her türlü nemlendiriciyi ve kozmetik ürünü denemenize rağmen cilt kuruluğundan kurtulamıyorsanız,...
05.03.2010
Bacaklardaki ağrıya üzüm yaprağı birebir!
Yapılan araştırmalara göre Türkiye'de her iki kadından birinin bacağında ödem, ağrı, şişlik ve eklem ağrısı görülüyor. Yanlış beslenme, devamlı oturarak veya ayakta çalışma bacak sağlığını olumsuz etkiliyor....
03.03.2010
Menopoz döneminde hipertansiyon riski artıyor
25 yaşındayım. Ailemde genetik hipertansiyon hastalığı var. Altı ay sonra evleneceğim. Hamilelik, tansiyonun yükselmesinde rol oynuyor mu? A.S./ManisaAilesinde hipertansiyon olan kişilerde, hipertansiyon...
03.03.2010
Hamilelikte dişler ihmale gelmez!
Ağız ve diş bakımının hamilelik döneminde daha da önemli bir hale geldiğini belirten diş hekimi Pertev Kökdemir, "Hamilelik sırasında oluşan hormon artışı, ağız mukozasını bakterilere karşı daha hassas...
02.03.2010
Hamilelik belirtisi değildir!
Ben, 20 yaşında bir kızım. 10 gün önce erkek arkadaşımla korunmadan ilişkiye girdik. O günden beri akıntımın rengi sarı. Bu, hamilelik belirtisi midir? T.Y./BursaHamileliğin oluşabilmesi için, erkek...
02.03.2010
Nar kan dolaşımını artırıyor
İçeriğindeki zengin bileşenlerle kansere karşı savaş açan ve koroner rahatsızlıklara karşı koruyan nar, son dönemin gözde meyvelerinden... Narın yararlarını fark eden Kaliforniya Üniversitesi'nin yaptırdığı...
01.03.2010
Doğru nefes alarak stresle başa çıkın!
Uykusuzluk, kötü beslenme ve ekonomik sorunların günlük hayatta strese sebep olduğunu söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi'nden psikolog Sevil Usanmaz, stresin, doğru yönlendirildiğinde performansı artırdığını...
01.03.2010
Öğretmenlerin uyguladığı değişen sıra yöntemi işe yarar!
* Sekiz yaşındaki kızım, sınıfta arka sırada oturuyor. Bu durum öğrenmesini etkiler mi? B.Ç./İstanbulSınıfın büyüklüğü, öğrenci sayısı, çocuğun dikkat düzeyi, boyunun uzunluğu ve olası öğrenme güçlüğü,...
28.02.2010
Baş ağrısından kurtulmak için stresten uzak durun!
Uzmanlar, her baş ağrısının bir hastalık belirtisi olabileceğini ve tedavi edilmesi için de mutlaka doktora başvurulması gerektiğini belirtiyor. Hisar Intercontinental Hastenesi'nden Prof. Dr. Safiye Bilgin,...
28.02.2010
Yorgunluk deyip, geçmeyin!
* Kendimi sürekli yorgun hissediyorum. Sizce bende 'Kronik Yorgunluk Sendromu' olabilir mi? A.K./İzmir'Kronik Yorgunluk Sendromu'nda değişmez kriter, fiziksel veya zihinsel aktiviteyle artan ancak yatak...
25.02.2010
Parti tadında spor
Egzersizi daha eğlenceli hale getirmek için, Hillside City Club, Türkiye'nin en iyi DJ'leri eşliğinde parti tadında spor uygulaması başlattı. 'Cardio DJ Party' adlı etkinlikler, DJ eşliğinde spor yapma...
25.02.2010
Sağlıklı beslenmek için
Akdeniz'in yaşam enerjisi soframızdaAkdenizliler'in, Fenikeliler aracılığıyla tanıştığı zeytinyağı lezzeti artık Becel Zeytinyağlı kâselerinde. 40 yılı aşkın bir süredir kalp sağlığı alanında aktif rol...
25.02.2010
Lego Ligi'nin bu yılki teması 'Akıllı Hareket'
Koç Holding'in sponsorluğunda, Yaratıcı Çocuklar Derneği tarafından düzenlenen 6. First Lego Ligi (FLL) Türkiye Yerel Turnuvaları'nın üçüncü etabı bugün ve yarın İstanbul'da gerçekleşecek. Çocuklara bilim...
25.02.2010
Zorlanmadan kilo vermenin yolları
Bahar geliyor ve kışın alınan kilolardan kurtulma telaşı başlıyor. Cosmopolitan dergisi, etkili sonuç veren beş diyet tüyosuyla bu konuda iddialı
24.02.2010
Bahar yorgunluğuna karşı greyfurt!
Greyfurt, içerdiği bol C vitamininin yanı sıra, kalsiyum, potasyum, magnezyum, bakır, sodyum ve fosfor mineralleri açısından da zengin bir meyve... Özellikle yemeklerden önce yenirse, iştah açıyor; hazmı...
24.02.2010
Mantar ilaçlarına dikkat!
* Tırnaklarımdaki mantar sorununa karşı, cildiyeci hap verdi. Ancak ben aynı zamanda aspirin ve kolesterol düşürücü ilaç da kullanıyorum. Yan etkisi olur mu? B.L./VanEvet. Mantar ilaçlarının birçoğu...
23.02.2010
Yüksek ökçeler sağlığınızı bozmasın
Sivri burunlu ve yüksek topuklu ayakkabıların, bazen ciddi sağlık sorunlarına neden olabildiğini söyleyen Memorial Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü'nden Op. Dr. Yalın Dirik, 'Ayakkabı seçiminde...
23.02.2010
Aralarında bir bağlantı yok!
* Ben, 24 yaşında bir kızım. Adet dönemlerimde şiddetli ağrılarım oluyor. Büyüklerimiz 'evlenince geçer' diyorlar. Adet sancısı evlenince geçer mi? M.F./İzmirAdet sancısı için 'evlenince geçer' denildiğini...
22.02.2010
Çay içmek, inme riskini azaltıyor
Hollanda, Finlandiya ve Amerika'da yapılan altı farklı çalışma sonucunda çay, kakao, meyve ve sebze gibi besinlerde bulunan flavonollerin fazla miktarda alımının inme riskini yüzde 20 oranında azalttığı...
22.02.2010
Size yakın olmaya çalışıyor
* Beş yaşındaki oğlum, benim elbiselerimi giymek istiyor. Bu durumdan telaşlanmalı mıyım? M.K./MuşÖzellikle babalar, oğlunun bebekle oynadığını gördüğünde ya da anneye benzemeye çalıştığını hissettiğinde...
21.02.2010
Lohusalığımda kapı gıcırdasa ağlıyordum
Geçen yıl nisan ayında anne olan oyuncu Açelya Akkoyun, geçirdiği zor lohusalık dönemini anlattı: 45 gün boyunca hep ağladım, eşim benimle dalga geçmeye başlamıştı, gözlerini kırpıştırıyordu, ben yine...
21.02.2010
Bezinde annesi ile fotoğrafı var
Bebek bezi firması Huggies'in Türkiye'deki paketlerinde yer alacak anne-bebek fotoğrafı için yapılan yarışma sonuçlandı
21.02.2010
Yeni çıkanlar
Oyun arkadaşları Polly ve PıtırcıklarÇocukların yaratıcılığını geliştirerek, onlara birbirinden farklı kombinasyonlar yaratma fırsatı sunan Polly Pocket ve minik dostları Pıtırcıklar, çocukların oyunlarına...
21.02.2010
Jimnastiği banyodan önce yaptırmalısınız!
Bebeğinizin sağlıklı bir duruşa ve ruh sağlığına sahip olabilmesinin yolu düzenli yapılan jimnastikten geçiyor. Memorial Hastanesi Çocuk Sağlığı Bölümü'nden doktor Abdurrahman Yıldırım, bebek jimnastiğinin...
17.02.2010
Gribin tedavisi yatak istirahatı!
* Ağır bir grip geçirdim. Üzerinden iki hafta geçti ama hâlâ toparlanamadım. Ne yapmalıyım? M.D./İzmirGribin istirahat dönemi mutlaka tam olmalıdır. Çünkü tedavisi yatak istirahatıdır. Gribe yakalanan...
17.02.2010
Fazla et tüketenler hasta olyor
Melbourne Üniversitesi tarafından yapılan araştırmalar gereğinden fazla kırmızı et tüketiminin 'Sarı Nokta' hastalığını artırdığını gösterdi. Buna karşılık sebze ağırlıklı beslenmenin de bu riski azalttığı...
16.02.2010
Gözleriniz sussun kirpikleriniz konuşsun
Son dönemde kadınları etkisi altına alan takma kirpikler, hiç olmadıkları kadar marjinal hale geldiler. Rengarenk, upuzun ve iddialı takma kirpikler, girdiğiniz her ortamda dikkatleri üzerinize çekmenizi...
16.02.2010
Denizden gelen nimetler cildinizi gençleştiriyor
Kozmetik ve cilt bakım ürünleri sektörüne baktığınızda, kadın girişimcilerin önemli bir yer sahibi olduğunu görürsünüz. Hemcinslerinin ne istediğini iyi bilen kadın girişimciler, attıkları doğru adımlarla...
16.02.2010
Güzelliğiniz için
Hem bakıyor hem koruyorSoğuk havalarda gün boyu yaşadığımız çevresel olumsuzluklardan dolayı boyun ve yüzümüz nefes almamaya başlar. L'rouge serisinde yer alan gündüz kremi Hyaluronic Acid, nem oranını...
16.02.2010
Size psikolojik yardım lazım!
* Ben yeni evli bir erkeğim, karımı çok seviyorum ama ona karşı cinsel istek duymuyorum. Sadece onun beni emzirmesini istiyorum. Sizce normal miyim? C.R./EdirneBir yorumda bulunabilmek için sizi tanımam...
16.02.2010
Bilinçsiz egzersiz bel ağrısına neden oluyor
Uzmanlar bel ağrılarının, genç nüfusta çok sık görüldüğünü söylüyor. Fizyorem Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi'nden uzman doktor Necati Küçükgül, bel ağrıları için yapılan egzersizlere dikkat edilmesi...
15.02.2010
Onu sakın zorlamayın!
* Kızım kalemi sol eliyle tutuyor ve bu durum beni rahatsız ediyor. Kalemi sağ eliyle tutmasını istiyorum ama olmuyor. Ne yapmalıyım? A.K./İstanbulBeynimiz iki parçadan oluşur. Sağ ve sol beyin... Bu...
15.02.2010
Cips yerine kestane yiyin!
Havaların soğuması, hareketin azalması ve evde geçirilen zamanın fazlalaşmasıyla birlikte artan abur cubur tüketimi, kış aylarında kilo almamıza yol açıyor. Uzun kış gecelerinin abur cubur tüketimini artırdığını...
14.02.2010
Komiklik yapın, şarkılar söyleyin, onu gıdıklayın!
Yeni doğan bebeklerin zekalarının gelişiminde anne-babaya büyük görev düşüyor. Uzmanlar, ebeveynlere; dil çıkarıp, ayaklarını gıdıklayarak bebeklerinin zeka gelişimine katkıda bulunmalarını ve onları güldürmelerini...
14.02.2010
Kahve molası verin, hafızanız güçlensin!
Amerika'da yapılan bir araştırma; birkaç dakikalık da olsa çay ve kahve molasının iş verimini artırdığını ortaya koydu. New York Üniversitesi'nin psikoloji bölümünden bir grup bilim adamı, 16 kişilik bir...
10.02.2010
Önce fazlalıkları atın sonra hamile kalın!
Hamile kalmaya karar vermeden önce, anne adaylarının ideal kilolarına ulaşması gerekir. Memorial Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü'nden Op. Dr. Asena Ayar hamileliğe kilolu başlayan anne adaylarını...
10.02.2010
Grip aşısı migreni artırmaz!
Migreni ve sinüziti olanlar, grip aşısı olduğunda aşı hastalığı tetikliyormuş. Bu bilgi doğru mu? K.M./YozgatHayır, bu tamamen yanlış bir bilgidir. Sinüzit, farenjit ve üst solunum yolu enfeksiyonlarında...
09.02.2010
Doğumu görmek erkekleri mutlu da edebilir pişman da
Eşi doğum yaparken kapıda bekleyen babalarla, o ana tanık olanlar konuyu tartışıyor. İçeri girmek erkeği nasıl etkiler? Mutlu mu eder yoksa gördükleri onu dehşete mi düşürür. Doğum anı, erkekte hangi duygulara...
09.02.2010
Sigarayı bıraktıysanız sebze yiyin!
Amerika'da yapılan bir araştırmaya göre, sigarayı bırakan erkeklerin yüzde 61'i, kadınların ise yüzde 51'i sigarayı bıraktıktan sonra kilo aldığını açıkladı. Nikotinin metabolizmayı hızlandıran bir faktör...
09.02.2010
Düşünceleriniz sağlıklı değil!
24 yaşındayım ve hayatımı karartan bir sorunum var. Sürekli boşalma isteği duyuyorum. Her boşalmamda kendimi öldürmek istiyorum. Ne yapmalıyım? S.N./İzmirBoşalma erkeğin yemek yemek, su içmek ya da tuvalete...
09.02.2010
Kanser olmayan tiroid nasıl tedavi edilir?
Tiroidoloji Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Cumali Aktolun, tiroid hastalıklarda ameliyatsız tedavi seçeneği radyoaktif iyot tedavisini anlattı.Radyoaktif İyot Tedavisi (RAİ Tedavisi) tiroid...
08.02.2010
Çocuk örneklerle anlayabilir
* Oğlum duygularını ifade ederken yanlış kelimeler kullanıyor. 'Korktum' diyeceğine, 'üzüldüm' diyebiliyor. Ona nasıl yardımcı olabilirim? L.O./İstanbulÇocuğunuza duygularını tanıtarak, kendini daha...
08.02.2010
Bir yaşına kadar inek sütü içmesin
Bebekler ve çocuklar kabızlık sorunuyla sık sık karşılaşıyor. Acıbadem Hastanesi'nden Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Sevil Elçin Kızılok, kabızlığın her yaşta görülen ciddi bir sindirim sorunu...
07.02.2010
İlaç içerken brokoli ve lahana böbrekleri korur
* Ben 70 yaşındayım. Şeker ve yüksek tansiyon sorunum var. Günde 10 tane ilaç içiyorum. Bu ilaçların böbreklerime zarar vermemesi için neler yapmalıyım? A.K./İzmirİlerleyen yaşlarda sıklaşan hastalıklar...
07.02.2010
Hareket hastalığına karşı bol bol kraker yiyin!
Amerikan Hastanesi Kulak-Burun Boğaz Kliniği'nden Dr. Erkan Genç, halk arasında 'taşıt tutması' olarak bilinen 'hareket hastalığı'nın seyahat eden kişilerin yüzde 30'unda görüldüğünü söylüyor. Genç, taşıt...
05.02.2010
Şimdi epilasyon devri
İstenmeyen tüylerle savaş, neredeyse insanlık tarihiyle yaşıt! Sümerler'in cımbız, Araplar'ın ip, Mısırlılar'ın ustura ve balmumuyla savaş açtığı tüy ve kıllardan, günümüz insanı lazer epilasyonla kurtulmayı...
05.02.2010
Hem şık görünün hem hastalıklara savaş açın
Hastalıklara, kullandığınız bandanayla savaş açmaya ne dersiniz? İspanyol keşfi Buff çok kullanımlı bir bandana markası... Üretimine; 1992 yılında Barcelona'da başlanan Buff, bugün beş kıtada 50'den fazla...
05.02.2010
Yeni ürünler
Kelliğe çözümYapılan araştırmalar, son 10 yıl içerisinde saç dökülmesi şikayetinde bulunan gençlerin yaş ortalamasının 18'e kadar düştüğünü gösteriyor. Restorex şampuan ve serumları, Fransa Dermscan...
03.02.2010
Sakız çiğnemek zayıflatıyor!
Rhode Island Üniversitesi'nde yapılan araştırmaya göre, sakızın kalori alımını düşürmeye yardımcı olduğu ve kalori yakma sürecini artırdığı açıklandı. Yani şekersiz bir sakızı sabahları bir saat çiğneyerek...
03.02.2010
A ve C vitamini faydalıdır!
* Kışın çok üşüyorum. Vücut direncimi nasıl arttırabilirim? Vitamin ya da doğal desteklerden yararlansam bana fayda sağlar mı? S.G./EskişehirVücutta ısı kaybı büyük ölçüde deri yoluyla olur. Derisi ince...
02.02.2010
Sıcak suyla duş keyfi 5 dakikayı aşmamalı
Soğuk hava vücudun nem oranını düşürüyor. Nemi azalan cilt ise kuruyup çatlıyor. Peki kışın cildinizi nasıl koruyacaksınız? Çatlakların üstesinden nasıl geleceksiniz? En sık sorulan soru ve yanıtları sizler...
02.02.2010
Dumanlı gözlere giden dört adımlık yol
Dumanlı göz makyajı özellikle bu yıl çok revaçta. Özellikle gece dışarıya çıkarken kadınların sıklıkla yaptığı bu göz makyajını, yine yılın modası olan mavi tonlarında uygularsanız, son derece trendy olabilirsiniz....
02.02.2010
İhtiyaçlarınızı gözden geçirin!
* Ben 31 yaşında bekar bir erkeğim. Cinsel hayatım da gayet iyi ama her ilişkiye cinsel amaçla yaklaşmaktan artık yoruldum. Ne yapabilirim? T.U./Tokat Cinselliği bu kadar çok düşünmenizin ve istemenizin...
02.02.2010
Sağlıksız beslenme depresyon sebebi!
Avustralya'daki Melbourne Üniversitesi'nde yapılan ve 10 yıl süren araştırmanın ardından, sağlıksız beslenmenin depresyonu tetiklediği anlaşıldı. 1046 kadına diyet ve psikiyatrik testler uygulanarak yürütülen...
01.02.2010
Haftanın iki gününü ona ayırın
Beş yaşında zihinsel engelli bir oğlum var. Dokuz yaşındaki ablası sürekli 'Onunla çok ilgileniyorsunuz' diye sitem ediyor. Ne yapmalıyım? A.T./ManisaÖzel eğitim alan engelli bir çocuğun, kardeşi olmak...
01.02.2010
Bu besinlerden uzak durun!
Alman Hastanesi'nden diyetisyen Esra Aran, bazı besinlerin iştah açıcı olduğunu söylüyor. Hem kilosunu kontrol altında tutmak hem de fazla kilolarından kurtulmak isteyenlerin tükettikleri besinlere dikkat...
31.01.2010
Sarmısakla detoks yapın
Vücudunuza doğal dengesini kazandıracak detoks programının ilk adımı doğru bir beslenmeyle başlar. Bunun için öncelikle hangi besinlerden nasıl faydalanacağınızı iyi bilmeniz gerekiyor. İşte en iyi detoks...
31.01.2010
Kemik erimesi riskini nasıl azaltabilirsiniz?
Ben, 45 yaşında bir kadınım. Halk arasında kemik erimesi olarak bilinen osteoporozdan çok korkuyorum. Nasıl korunabilirim? B.Ç./İstanbulİleri yaşlarda kemik erimesi veya diğer adıyla osteoporoz sorunu...